January 31, 2019 by
İstanbul'un fethinin başlıca nedenleri nelerdir? - Bizans'ın Osmanlı şehzadelerini kışkırtarak Osmanlı Devleti'nde taht kavgalarına neden olması - Bizans'ın Anadolu beyliklerini Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtarak Anadolu'daki Türk birliğini bozmaya çalışması - Bizans'ın, Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki ilerlemesine ve büyümesine engel olması - Bizans'ın, Avrupa-Hristiyan dünyasını kışkırtıp Haçlı Seferleri'ne zemin hazırlaması - Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki bağlantının sağlanabilmesi için İstanbul'un alınmasının gerekmesi - İpek Yolu'nun Avrupa'ya açılan koluna hakim olmak - Kara ve deniz ticareti bakımından İstanbul'un önemli bir konuma sahip olması - Boğazlar yolu ile ekonomik canlılığın mevcudiyeti - Anadolu ve Rumeli arasındaki askeri geçişin kolaylaştırılmak istenmesi TARAFLARIN DURUMU Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirne'de, İstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yerle bir edebilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükteki, şahi olarak bilinen topları döktürmüştü. II Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek için Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı. Yapılan hazırlıkların kendisine yönelik olduğunu anlayan Bizans İmparatoru Konstantin, Sultan II. Mehmed'i hediyelerle vazgeçirmeye çalışırken, bir yandan da Avrupa devletlerine elçiler yollayarak onları durumdan haberdar ediyor ve yardım istiyordu. Ancak 1054 yılında Hıristiyanlığın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrılması sebebiyle, Papa V. Nikola Bizans'ı desteklemeyi pek düşünmüyordu. Bazı İtalyan şehir devletleri askeri birliklerini Bizans'a yardımcı olmak amacıyla İstanbul'a yollasa da, Avrupa'nın büyük devletleri Bizans'ı desteklememe kararı almışlardı. Yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000'i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Sultan II. Mehmed, 20.000 yeniçerinin de dahil olduğu 100.000 kişilik bir kuvveti yönetiyordu. Rumeli Hisarı'nı inşa ettirmenin yanısıra bir de donanma kurdurmuştu. Ordusunu İstanbul civarında toplamış; bu arada, yardım göndermelerini önlemek amacıyla bazı Balkan devletlerine ordular göndererek, gelebilecek yardımları önleme, yardım yollamayı düşünenlere ise gözdağı verme yoluna gitmiştir. Durumun giderek ümitsizleştiğini gören Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç'in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Ordusu ile İstanbul'un önünde bulunan Sultan II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak reddedilmişti. Bunun üzerine tarihteki en son İstanbul kuşatması başladı. İSTANBUL'UN FETHİ Kuşatmadan önce şehrin çevresindeki bazı kaleler ve kasabalar Karaca Paşa komutasındaki 10.000 asker tarafından ele geçirildİ. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Konstantin İstanbul kapılarını kapatarak kentteki Türkleri hapsetti. Daha sonra Konstantin'in kardeşleri tarafından yönetilen Mora Despotluğu üzerine Osmanlı saldırıları başladı. 6 Nisan 1453'te Osmanlı kara ordusu, Haliç'ten Marmara'ya uzanacak şekilde surların önüne mevzilendi. Aynı gün, Bizans ve müttefikleri tarafından zayıf bulunan Adrianopolis Kapısına (Edirnekapı) İmparator Konstantin ve askerleri konuşlandı. Lukas Notaras ise yüz süvariyle birlikte limanı ve çevresini korumakla görevliydi. Konstantinopolis'te tutulan şehzade Orhan Bey ise askerleriyle birlikte kıyıdaki mahalleleri korumaktaydı. 6 Nisan'da moralleri yükseltme amacıyla imparatorun emriyle zırhlı ve silahlı yaklaşık bin asker, Osmanlı ordusu görecek biçimde surlarda yürüyüş yaptı. Bizans savunmasının biçimi şöyleydi; St. Romanos Kapısı (Topkapı) Giustiniani ve askerlerince tutulmaktaydı, St. Romanos ve Adrianapolis kapıları arası genel olarak Bizans-Ceneviz kuvvetlerince muhafaza ediliyordu.St. Romanos ile güneydeki Selymbria (Silivri) Kapısı arası savunmayı ise Bizans-Venedik kuvvetleri üstlendi. Osmanlı ordusu, hücumdan önce kentin etrafındaki varoşları yıktı. Topların konuşlanacağı yerleri seçmek için surların en zayıf kesimleri tespit edildi. Galata cephesinde Zağanos Paşa'nın kuvvetleri, surların güney kısmında Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa, kuzey kısmında da Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa konuşlandı. St. Romanos ile Adrianopolis kapıları arasındaki merkez cephesinde ise II. Mehmed, yeniçerileriyle birlikte konuşlandı. Bu bölgede Bizans tarafının en zayıf bulduğu surlar bulunmaktaydı. En zayıf kesimi tespit eden Osmanlılar, toplarını buna göre konuşlandırdı. Üç top Blaherne Sarayı, üç top Piyi (Silivrikapı), iki top Adrianapolis (Edirnekapı), dört top da St. Romanos (Topkapı) Kapısı önüne yerleştirildi. Osmanlıların döktürdüğü en büyük top, başta Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) önüne yerleştirildiyse de kapı dayanıklı bulundu ve daha zayıf görülen St. Romanos Kapısı önüne kaydırıldı, günümüzdeki "Topkapı" ismi bundan gelmektedir. Topların konuşlanmasından iki gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Prinkipos'u (Büyükada) ve Antigoni'yi (Burgaz Adası), Tarabya'daki bir Bizans kalesini de Osmanlı ordusu ele geçirdi. Topların da konuşlanmasından sonra, II. Mehmed veziri Veli Mahmud Paşa'yı İmparator Konstantin'e göndererek şehrin teslimini istedi. Konstantin, şehri korumaya yeminli olduğunu ancak istenilirse vergi verebileceğini söyledi. 12 Nisan 1453'te Osmanlı topçu ateşi başladı. Dönemine göre oldukça büyük olan bu toplar, çok fazla ses çıkarmaktaydı ve şehri savunanların moralini bozuyordu. Fakat Osmanlı topları yaklaşık iki saatte dolduruluyordu. Bu nedenle atışlar çok yavaş ve seyrekti. Fatih Sultan Mehmed topların daha sık ateşlenmesini istedi. Bunun sonucunda bir top patlayarak infilak etti. Patlamada topu döken usta Urban ile çevresindekiler öldü. Topların bakımı için ordugahta bir tamirathane kurulmuş olsa da, tarihçi Hammer'a göre Urban'ın ölmesi sebebiyle parçalanan top tamir edilemedi. Macaristan Krallığı komutanı Janos Hunyadi'den mektup getiren bir elçi, Osmanlı topçularını acemi buldu ve topçular tarafından benimsenecek bir taktik öğretti. Küçük toplarla sur üzerinde belirlenen bir hedef noktasının etrafı zayıflatılıyor, sonra büyük toplarla hedef noktasına gülle isabet ettirilerek surdan parçalar düşürülüyor ve gedik açılıyordu. Cenevizli komutan Giustiniani'nin askerleri, gediklere süratle demir kazıklar çakıyor ve üstlerini kayalarla, kum dolu varillerle dolduruyordu. Ayrıca şehirdeki ağaçlar da kesilerek bu gediklere yığılıyordu. Venedikli askerler de bir yöntem keşfetti; surların şehre bakan kısmını asmalarla donatıyorlar ve asma dallarını ıslatarak surla kaynaşmalarını sağlıyorlardı, böylece surdan parçaların düşmesi zorlaşmaktaydı.Osmanlı topçu ateşi, 18 Nisan gününe kadar devam etti. 18 Nisan günü Osmanlı merkez ordusunun bulunduğu noktada, Bayrampaşa Deresi taraflarında birinci ve ikinci surlarda gedik açıldı. Fatih'in emriyle surların önündeki hendek taşlarla, kum torbalarıyla dolduruldu. Osmanlı ordusu, gece taarruzu başlattı. Saldırıyı desteklemek için II. Mehmed'in emriyle savaş kuleleri inşa edilmişti. Ancak Osmanlılar gece taarruzundan bir sonuç alamadı; yürüyen kuleler grejuvayla (Rum ateşi) tutuştu. Surlara çıkmayı başaran Osmanlı askerleri büyük bir direnişle karşılaştı. Aynı günlerde Osmanlılar deniz taarruzu da başlatmıştı; 15 Nisan 1453 tarihinde Haliç önlerine yığılan Osmanlı donanması, Bizans ve müttefik donanmalarının savunması sebebiyle zinciri kıramayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Her iki taarruzun da başarısızlığa uğraması Bizans tarafında moralleri yükseltti. 20 Nisan'da kaptan Flantanellas'ın komuta ettiği bir Bizans ve üç Ceneviz kalyonundan oluşan yardım filosu İstanbul'a yaklaştı. II. Mehmed, Baltaoğlu Süleyman Bey'i 18 gemi ile yardım filosunun üstüne gönderdi. Rüzgarı arkasına alan yardım filosu daha hızlı ilerlemekteydi ve Osmanlı gemileri bir türlü yanaşamamaktaydı. Günümüzde Yeşilköy adını taşıyan bölgenin açıklarında rüzgar kesilince dört kalyon hareketsiz kaldı; Osmanlı gemileri kürek çekerek kalyonlara yetişti. Çarpışmaların uzaması sebebiyle arkadan gelen Osmanlı gemileri de yetişti ve dört gemiden oluşan Ceneviz-Bizans filosunun etrafını yaklaşık 150 Osmanlı gemisi sardı. Ancak kalyonların Osmanlı kadırgalarından daha yüksek olması, en öndeki Osmanlı gemilerindeki tayfaların acemiliği sebebiyle üstünlük kurulamadı. Ağır kayıp verildiğini gören Baltaoğlu Süleyman Bey, donanmaya geri çekilme emri verdi. Hakim bir tepeden yenilgiyi gören II. Mehmed sinirlendi ve atını denize sürerek Baltaoğlu Süleyman'a emirlerini duyurmaya çalıştı. Ancak Osmanlı donanması yenilmişti. Ertesi gün II. Mehmed, on bin atlıyla beraber yenilginin hesabını sormak için donanma komutanlığına gitti. Baltaoğlu Süleyman Bey'i idam etmek isteyen öfkeli padişah, diğer devlet adamlarının yalvarması sonucu idamdan vazgeçti ancak Baltaoğlu'nu topuzuyla döverek azletti. Boşalan kaptan-ı deryalığa Çalıbeyoğlu Hamza Bey getirildi. Şehre yapılan hücumların başarısızlığından sonra yardım getiren kalyonların Osmanlı donanmasını yarıp geçmesi üzerine II. Mehmed, devlet adamlarıyla ve komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda Avrupa devletlerinin yardıma geleceğini tekrarlayan Çandarlı Halil Paşa, kuşatmanın kaldırılmasını ve Bizans'ın 70.000 duka altın vergiye bağlanmasını önerdi. Ancak aralarında II. Mehmed'in eniştesi Zağanos Paşa ile hocası Molla Gürani'nin de bulunduğu diğer kişiler bu öneriye itiraz etti. Buna rağmen toplantıda Haliç'e nasıl girileceği konusunda kimse teklifte bulunamıyordu. Mehmed tahta geçmeden 14 yıl önce Venedikli komutan Gattamelata, Adige'den Garda Gölü'ne gemilerini karadan götürmüştü. Gemilerin karadan yürütülmesinde bu olayın örnek alındığı tahmin edilmektedir. İlk olarak Zağanos Paşa'ya Galata ile Konstantinopolis surları arasında kara bağlantısı kurmak için Haliç üzerine köprü kurması emredildi. Fakat bu köprünün Haliç'teki Bizans ve müttefik gemilerine karşı savunmasız olacağı düşünüldü. Bunun üzerine II. Mehmed, Diplonsion (Günümüz adı Beşiktaş) önlerindeki Osmanlı donanmasının Galata surları önünden kaydıralarak Haliç'e indirilmesini emretti. Ek olarak, Haliç surlarını ve Haliç'teki donanmayı vurmak için Galata civarında hakim tepelere toplar yerleştirildi. Gemilerin geçeceği mesafe 2-4 kilometreydi ve ormanlıktı. Güzergâh üzerindeki ağaçlar kesiliyor sonra da ağaçlar Cenevizlilerin verdiği zeytinyağı ile kayganlaştırılarak toprağa sabitleniyordu. Cenevizliler, savaş boyunca denge politikası izlemiş ve hem Bizans hem Osmanlı tarafına yardım etmiştir. Gemiler yürütülmeden önce, Galata taraflarına mevzilenen Osmanlı topçuları Haliç'teki gemileri topa tuttu. Bizanslıların fark etmemesi için gemiler 21-22 Nisan gecesi yürütüldü. Bu sırada dikkatlerini başka yöne çekecek biçimde St. Romanos Kapısı civarında büyük bir gedik açıldı. O gece şehirde bulunanlar, bu gediği kapatmakla meşgul oldu. Sabah olduğunda 72 Osmanlı savaş gemisi başarıyla indirilmiş ve Haliç'i kapatan zincir işlevsiz kalmıştı. Osmanlılar, planın ikinci aşaması olan ahşap köprünün yapımına başladı. 24 Nisan'da Giustiniani'nin bir kadırgası gemileri yakmak üzere yaklaştıysa da Osmanlı topçuları tarafından batırıldı. Olayın ardından Bizans tarafındakiler St. Maria Kilisesi'nde toplandı ve ikinci bir saldırı yaparak gemileri yakmayı gerekli gördü. Saldırı, Venedikli kaptan Jacomo Coco'nun komutasında gece vakti yapılacaktı. Gemileri saldırıya hazırlama bahanesiyle saldırıyı bir gün erteleten Galata Cenevizlileri, kazandıkları vakitten istifade ederek planı II. Mehmed'e gizlice iletti. Planı öğrenen II. Mehmed, Haliç'teki gemilerin takviye edilmesini ve kıyılara iki top daha yerleştirilmesini emretti. 28 Nisan gecesi Jacomo Coco komutasında grejuvayla yüklü iki veya üç gemi, Osmanlı gemilerine yaklaştı. Fakat saldırıdan haberdar olan Osmanlı donanması ateş açtı; Coco'nun gemisi batırıldı. Cabriel Trivixan komutasındaki diğer kadırga, topların gürültüsü sebebiyle Coco'nun gemisine olanları farketmedi ve ilerlemeye devam etti. Osmanlı topçuları bu kadırgayı da vurdu; gövdesinde delik açıldı, ancak iki mürettebatın pelerinlerini deliğe sıkıştırması sayesinde kadırganın su alması önlendi.Buna karşılık Osmanlıların bir gemisi yanmıştı, esir alınan denizciler şehirden görülecek biçimde öldürüldü. Misilleme olarak Bizanslılar da ellerinde bulunan 260 esiri infaz etti ve kesik başlarını surlara dikti. Osmanlı gemilerinin Haliç'teki Bizans karşı taarruzlarını savuşturmasından sonra Galata'da mevzilenen topçular Haliç'teki gemilerle birlikte surları da bombalamaya başladı. Bunun üzerine Bizanslılar, Haliç surlarına asker kaydırmak zorunda kaldı. Buna rağmen Osmanlı topçusu uzun mesafeden dolayı surları yıkamıyordu. Haliç surlarının hasar görmemesinden dolayı rahatlayan Bizanslılar, yoğun ateş altındaki gemilerini korumak için 3 Mayıs'ta Haliç surlarına iki adet top yerleştirdi. Açılan ateş sonucunda iki Osmanlı gemisi batırıldı.Osmanlıların tepkisi ise karşı kıyıya üç top getirerek bu iki topu ateş altına almak oldu, gece gündüz devam eden çatışmaya rağmen iki taraf da birbirinin toplarını imha edemedi. Haliç'te karşılıklı bombardıman devam ederken, St. Romanos civarındaki surlar da bombalanmaktaydı. Sayısı arttırılan yürüyen kuleler şehir surlarından yüksekti ve içlerine küçük toplar yerleştirilmişti, bu kuleler vasıtasıyla Osmanlı askerleri açılan gediklerin kapatılmasına mani oluyordu. Surlardan düşen parçalarla dolan hendekler, Osmanlı ordusuna taarruz yapma fırsatı veriyordu. Bizans savunması Osmanlılara kayıp verdirmeye devam ediyordu; dört yürüyen kule yakılmıştı. Surların yeterince yıprandığını düşünen II. Mehmed, 6 Mayıs gecesi taarruz başlattı. Ancak ağır kayıplar veren Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Bu taarruzun ardından surların en yıpranmış bölgesi olan St. Romanos, 400 kadar Venedikli denizciyle takviye edildi. Bundan sonra topçu ateşi Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) ile Blakernai Sarayı arasındaki surlara yoğunlaştı. 12 Mayıs günü açılan gediklere giren Osmanlı ordusu, başlarda üstün geldiyse de Bizans ihtiyat güçlerinin yetişmesi sonucu püskürtüldü. Ardından tekrar taarruz yapıldı; bunda da Kaligaria'dan yardıma gelen bin kişilik Bizans kuvveti sebebiyle Osmanlılar sonuç alamadan geri çekildi. Şehir savunması son taarruzları da püskürtmüştü ancak kıtlık başlamıştı.Papa Nicholas'ın söz verdiği Jacomo Loredan komutasındaki 30 kalyonluk filodan haber yoktu. İmparator Konstantin filonun ne zaman yetişeceğini öğrenmek üzere bir tekneyi gönüllü 10 kişiyle birlikte Euboea Adası'na (Eğriboz Adası) gönderdi. Osmanlı bayrağı çeken tekne, hiç kimseye yakalanmadan adaya ulaştı ve filonun gelmediğini gördü. Döndüklerinde şehrin düşmüş olmasından endişelenen gönüllüler, imparatora haberi ulaştırmayı gerekli gördü ve şehre geri döndü. Kuşatma sırasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro, filonun gelmediğini öğrenen Konstantin'in ümitlerini yitirdiğini ve ağladığını yazmaktadır. Surlardaki direncin zayıflaması sebebiyle 13 Mayıs günü kaptan Trivixan ve askerleri gemilerini terkederek surlarda konuşlandı. Ertesi gün II. Mehmed, Haliç surlarına ve Bizans gemilerine ateş açan Galata'daki topların Blaherne Sarayı yakınlarına getirilmesini emretti. Bu toplar o güne kadar 91 kiloluk güllelerle 212 atış yapmıştı.Bizans tarafı ise kuşatma boyunca en fazla hasarı alan St. Romanos Kapısını tehlikede görerek 300 kadar piyade ve arbaletli askerle takviye etti. 16 Mayıs gecesi birkaç küçük Osmanlı gemisi süratle Haliç'e ilerledi. Duruma anlam veremeyen Bizans ve müttefik denizcileri gemilerde Osmanlı'dan kaçan Hristiyanların olduğunu zanneti ve ateş açmadı. Fakat yaklaşan gemiler saldırınca karşılık verildi. İki tarafın da kaybı olmadı.17 Mayıs'ta beş Bizans gemisi Haliç'in ağzına yaklaşarak zincir dışındaki Osmanlı donanmasına ateş açtı. 70'den fazla gülle atıldıysa da herhangi bir isabet sağlanamadı. 19 Mayıs sabahı Osmanlı ordusu, surlardan yüksek bir yürüyen kuleyi Adrianapolis Kapısı yakınlarına getirdi. Kule kat kat öküz-deve derisiyle kaplanmış ahşap bir iskeletten oluşuyordu ve iskeletin boşlukları toprakla doldurulmuştu. Ok taş ve ufak güllelerin zarar veremediği bu kule sayesinde surdaki askerlere ok atılırken hendekler de toprakla dolduruldu. Aynı gün Osmanlı ordusu Haliç'in daraldığı yerde birbirine bağlanmış fıçılardan oluşan bir köprü inşa etti. Bizanslıların açabileceği bir ateşle yok edilmemesi için Haliç surlarındaki Kynegos Kapısı'na uzatılmadı. Bizans tarafı, yarım kalmış bu köprünün Kynegos Kapısı'na uzatılması ihtimaline karşın Haliç surlarına asker konuşlandırmak zorunda kaldı. 21 Mayıs'ta bütün Osmanlı donanması Haliç önlerine geldi, genel taarruzun başlayacağını zanneden şehir halkı paniğe kapıldı ve kiliselerde çanlar çalındı. Fakat herhangi bir kara taarruzu olmadığı gibi Osmanlı donanması da birkaç saat sonra geri döndü. Kuşatma esnasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro'ya göre surlar aralıksız her gün bombalanmaktaydı. Tarif ettiği bir top 544 kiloluk gülle atıyordu ve her atışı şehir içerisinde paniğe yol açıyordu. 16 Mayıs sabahı Kaligaria Kapısı civarında yeraltından sesler işiten muhafızlar, Osmanlı lağımcılarının tünel kazdığını farketti ve bunu durdurmak üzere kendileri de bir tünel kazmaya başladı. Kısa süre içerisinde iki tünel buluşunca yeraltı savaşı başladı. Osmanlıların tünelini her ne pahasına olursa olsun yok etmekle görevli Bizans lağımcılarının kasten çıkarttığı yangın kendileriyle beraber Osmanlı lağımcılarının da ölümüne, her iki tünelin de çökmesine sebep oldu. 21 Mayıs günü Osmanlı lağımcıları, gözetleme kulelerinden yoksun Kaligaria Kapısı civarında ikinci bir tünel daha açtı. Fakat bu tünel de şehir müdafileri tarafından farkedildi. Önceki tünelde olduğu gibi Bizans lağımcılarının yine yangın çıkartacağını tahmin eden Osmanlı lağımcıları buna fırsat vermeden kendi tünellerini ateşe vererek kendileriyle birlikte Bizans lağımcılarının da ölümüne yol açtı. Ertesi gün aynı yerde bir tünel daha keşfedildi. Muhafızların döktüğü kızgın yağlar ile içerisindeki lağımcılar öldürüldü ve tünel ateşe verildi, aynı gün yakınlardaki henüz keşfedilmemiş bir Osmanlı tüneli çöktü. Şehri savunanlar arasında bulunan mühendis Jean Grant, başka tünellerin olup olmadığını öğrenmek için çalışmaya başladı ve kuşatmanın son haftasına girilirken her gün birkaç Osmanlı tüneli daha keşfedilir oldu. 23-24-25 Mayıs günleri yine aynı yerde başka tüneller bulundu. 25 Mayıs'ta farkedilen tünel surların altına ulaşmıştı. İmha edilmesi halinde surların çökmesi mümkündü. Bizans lağımcıları tüneli duvarla kapatmakla yetindi. Her iki taraf da kuşatma boyunca iyice yıpranmıştı. Osmanlı ordusu şehri almak için son bir hücuma hazırlanıyordu. 24 Mayıs günü Fatih Sultan Mehmed, eniştesi İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i İmparator Konstantin'e elçi olarak gönderdi. Teslim olmaları halinde Konstantin ve ailesinin arzu ettikleri yere güvenle gidebileceği, halkın canına ve malına dokunulmayacağı, son olarak Paleologos Hanedanı'yla dostane ilişkilerin kurulacağı ancak teslim olmazlarsa imparator ve diğer asillerin öldürüleceği, şehir halkının esir edileceği, orduya yağma için müsaade verileceği belirtiliyordu. İmparator şehri teslim etmeyi reddetti ancak vergi vermeye hazır olduğunu belirtti. 26 Mayıs günü Macaristan Krallığı elçisi ordugaha geldi. Kuşatmanın kaldırılmaması halinde Macar-Bizans ittifakının kurulacağını ve büyük bir Haçlı donanmasının da yola çıkmış olduğunu iletti. Bahsedilen Haçlı donanması, Konstantin'in beklemekte olduğu Jacomo Loredan komutasındaki donanmaydı ve Sakız Adası'na ulaşmıştı. Bu tehditten sonra 27 Mayıs günü Osmanlı ordugahında toplantı yapıldı; Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın endişelerine rağmen kuşatmanın sürdürülmesine ve 29 Mayıs'ta son hücumun yapılmasına karar verildi. Macar elçisi hapsedildi, hücum kararı ve günü Osmanlı ordusuna duyuruldu. Ayrıca şehrin fethedilmesi halinde bütün askerlerin üç gün boyunca şehri yağmalama hakkına sahip olduğu padişah tarafından duyuruldu. Bunun yanında padişah, surların üzerine çıkacak ilk askere ödül vereceğini fakat savaştan kaçanları da idam ettireceğini ilan etmişti. Yağma izninin çıkmasından sonra Osmanlı ordusunda şenlikler başladı ve çadırlar, gemiler ışıklandırıldı; şehirdekiler duyacak biçimde tekbir sesleri yükselmekteydi. 28 Mayıs'ta St. Romanos Kapısı'nda açılan bir gediğe giren Osmanlı kuvvetleri Cenevizli Giustiniani'nin birlikleriyle çarpıştı ve püskürtüldü. Çarpışma sırasında komutan Giustiniani'yle dövüşen Murat Paşa, Giustiniani tarafından öldürüldü. O gece halkın ve asillerin katılımıyla Ayasofya'da ayin yapılarak insanların görev yerlerine gitmesi için gün boyu çanlar çalındı. Surların mazgallarına yerleştirilmek üzere Venedik elçisi Bailo tarafından getirtilen yedi araba dolusu kalkan, Bizanslı hamalların istediği paranın zamanında karşılanmaması sebebiyle yerleştirilemedi ve ertesi günkü son muharebede kullanılamadı. Sabah olmadan önce Giustiniani, hasar gören yerlerin tamiratıyla meşguldü ve harap haldeki St. Romanos Kapısı'nın ardına derin bir hendek ile siper yaptırdı. Giustiniani, yaptırdığı sipere yerleştirilmek üzere birkaç top istediyse de Megadük Notaras bunu reddetti. Sultan Mehmed ordusunu üç gruba ayırmıştı; ilk grup yaşlılardan ve Hristiyanlardan, ikinci grup orduya katılmış Müslüman köylülerden ve azablardan, üçüncü grup ise yeniçerilerden oluşmaktaydı. Her grubun yaklaşık 50 bin askerden oluştuğu kaydedilmiştir. Ordunun büyük kısmı ağır hasarlı St. Romanos Kapısı önlerindeydi. İmparator Konstantin ve Giustiniani de bu hattı savunmak üzere birlikleriyle beklemekteydi. 29 Mayıs Salı günü güneş doğmadan Osmanlı ordusu namaz kıldı ve mehter takımı hücum marşı çalmaya başladı. Yaşlılardan ve Hristiyanlardan oluşan ilk grubun öncelikli görevi merdivenleri surlara taşımaktı. Güneş doğmadan muharebe başlamıştı ancak surlara dikilen merdivenler hemen Bizans askerleri tarafından devriliyor, surlara yaklaşan askerler de fırlatılan taşlarla oklarla öldürülüyordu. Bu grubun taarruzu iki saat sürdü. Çoğunluğu imha edilen bu grup, ordugaha doğru kaçmaya başladı. Fakat bir gün önce II. Mehmed'in verdiği emir uygulandı; kaçmakta olan askerler kılıçtan geçirildi ve surlara geri dönmeleri için zorlandı. Sıra ana muharip askerlerden oluşan ikinci gruptaydı, bu grubun da hücumu başladı. Saldırı giderek St. Romanos civarında yoğunlaşıyordu fakat ikinci grubun askerleri bir türlü surlara çıkamıyor, merdivenleri dikemiyordu. Bizans askerleri kızgın yağ, grejuva, ok ve taş kullanarak bütün saldırıları püskürtüyordu.İkinci grup da bitkin düşmekteydi ve bu durum Bizans kuvvetlerinin morali üzerinde olumlu etki oluşturuyordu. Bir süre devam eden çarpışmanın ardından ikinci gruptan da bazı askerler geri kaçmaya başladı. Savaştan kaçanlar da yine komutanlarının infazlarıyla karşılaştı ve Sultan II. Mehmed, birkaç Kaçak askeri topuzuyla cezalandırdı. II. Mehmed elinde kalan son grup olan yeniçerileriyle birlikte surlara yaklaştı. Bizans birlikleri artık yorgun düşmüştü, dinç ve tecrübeli yeniçeriler saflarını bozmaksızın surlara ulaştı. Konstantin'in emriyle açılan Kerkoporta Kapısı, elli kadar Osmanlı askerinin içeri girmesine olanak sağlayınca Bizans askerlerinin morali bozuldu. O esnada büyük Osmanlı topu ateşlendi ve yeniçerilere bir geçit açıldı, toz bulutunun içerisinde yeniçerilerle Bizans askerlerinin çarpışması başladı. Gözetleme kulesine girmeyi başaran Osmanlı askerleri imha edildi. Yeniçerileri de püskürttüğünü gören Bizans askerleri zafer sevinci yaşamaya başladı ancak Osmanlı topu tekrar ateşlendi; geride kalan Osmanlı birliklerinin taarruzu başlamıştı. Direnci kalmayan ilk sur Osmanlıların eline geçti, azabların da desteğiyle burayı sağlama alan yeniçeriler var güçleriyle ikinci sura yönelik saldırıyı başlatmıştı. Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu. Bu esnada Cenevizli komutan Giustiniani ağır yaralandı, İmparator Konstantin'in ricalarına rağmen yarasının tedavisi için limana götürüldü. Komutan Giustiniani'nin yaralandığı haberi Bizans birliklerinde bozguna yol açtı, Bizanslı askerler şehrin sokaklarında kaçışmaya başladı; Venedik ve Ceneviz askerleri de gemilerine binip kaçmak üzere limana yöneldi. Bozgunun etkisiyle güneydeki Piyi Kapısı da düştü, Osmanlı askerlerinin yağması başlamıştı. Ordunun ağırlığı şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi, oradaki zenginlikler daha fazlaydı ve sancaktarlar bir an önce Osmanlı bayraklarını dikmek istiyordu. Öğle olduğunda şehir düşmüş ve yağma başlamıştı ancak Haliç surlarında, Vasileos, Leon, Alexius burçlarında direniş devam ediyordu; daha sonra Haliç surları düşürüldüyse de üç burç direnmeye devam etti, Giritli denizciler tarafından savunulan bu üç burç bir süre sonra teslim oldu. İslam hukuku gereğince direnç gösterdiği için şehir 3 gün boyunca yağma edildi. Fetihten sonra kilise olarak kullanılan Ayasofya camiye dönüştürüldü. İmparator Konstantin ise kaçarken öldürüldü. II. Mehmed, vezirleri ve komutanlarıyla birlikte St. Romanos Kapısı'ndan (Topkapı) şehre girdi. Ayasofya'nın önüne gelen II. Mehmed, secdeye kapanarak toprağı öptü ve kiliseye sığınan kalabalığın canlarına dokunulmayacağını söyledi. PEYGAMBER ÖVGÜSÜNE MAZHAR OLDU Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur." Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethederek peygamber efendimizin övgüsüne mazhar olmuştur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hadisindeki sevaba ulaşmak arzusu ile yola çıkan Fatih Sultan Mehmet 29 Mayıs 1453 Salı günü İstanbul’u fethetti. İstanbul’un fethi ile Ortaçağ sona erdi ve Yeniçağ başladı. Fatih Sultan Mehmed 21 yaşında tarihe çağ açan padişah olarak adını yazdırdı.

January 31, 2019 by
Şairlerin şiirlerine konu olmuş bu yedi tepe nerede biliyor musunuz? Asırlardır dilden dile gelen 'Yedi Tepeli İstanbul' cümlesi ne anlama geliyor? Nerede bu 7 tepe? İstanbul denilince ilk akla gelen şeylerden biri şüphesiz İstanbul‘un Yedi Tepesi’dir Gayrettepe, Esentepe, Kuştepe, Seyrantepe, Gültepe, Fikirtepe, Çamlıca tepesi gibi tepesi bol şehre adını veren ve en yükseği denizden 70 metre yüksekte yer alan eski İstanbul’un az bilinen 7 tepesi. Bugün suriçinde kalan eski İstanbul, yedi tepe üzerine kurulmuştur: 1. Topkapı Sarayı tepesi 2. Çemberlitaş tepesi 3. Beyazıt tepesi 4. Fatih tepesi 5. Yavuzselim tepesi 6. Edirnekapı tepesi 7. Kocamustafapaşa tepesi 1. Topkapı Sarayı tepesi 2. Çemberlitaş tepesi 3. Beyazıt tepesi 4. Fatih tepesi 5. Yavuzselim tepesi 6. Edirnekapı tepesi ] 7. Kocamustafapaşa tepesi

January 28, 2019 by
Hazine sayım defterinde yer alan bir bilgi de Arz Odası’nın perdelerinin kırmızı olduğunu gösterir. Padişahın yatağının üstü kırmızı kadifeyle kaplanır ve padişah Eyüp Sultan’da kılış kuşanmaya giderken Şal Kapısı’ndan Valide Sultan Taşlığı’ndaki Taht Kapısı’na kadar kırmızı şallar döşenirdi. ÇEŞMEDEKİ SABUN: Köprülü Mehmed Paşa, Enderun’daki günlerinde Akağalar Çeşmesi’nde elini yıkayacak sabun bulamaz. Yıllar sonra Sadrazam olunca Enderun ocaklarına bin 700 okka yani 2 ton 179 kilo gram sabun bağışlar. YAVUZ SULTAN SELİM’İN KİTAPLARI: Sultan Selim’in kitaba olan merakı meşhur. Kardeşi Şehzade Korkut’un Manisa’daki kütüphanesini İstanbul’a taşıtır, İran ve Mısır seferleri sırasında da saraydaki ve kalelerdeki bazı şahsi kütüphanelerin sayımını yaptırıp kitapların envanterini çıkarttırır. Padişah kitaplarının kaybolmasına çok kızar. Özellikle Mısır seferi sırasında kaybolan bir kitabı uzun uzun aratması ise meşhurdur... HAS BAHÇE’DEKİ BİTKİLER: Dördüncü Avlu’daki Has Bahçe, yetiştirilen meyve çeşitleriyle ve çardaklarıyla meşhurdur. Pek çok meyvenin yanı sıra özellikle her zaman Saray’da üzüm olmasına dikkat edilir. Saray’daki üzümlerden yiyen İngiltere’nin ünlü org ustası Thomas Dallam‘ın bu durum ilgisini çeker. Dallam 1599’da kaleme aldığı bir eserinde “Burada insan yılın her günü üzüm toplayabilir” der ve kasım ayında dalından koparılıp getirilen üzümlerden yediğini anlatır. Ancak ne acıdır ki bahçedeki başta portakal, limon olmak üzere hiçbir meyve ağacı günümüze ulaşmaz. ASIRLARDIR AÇILMAYAN KAPI: Sarayın uzun yıllardan bu yana açılmadığı düşünülen bir kapısı vardır. Bu kapı Harem Hastanesi’nin hemen alt tarafındaki gasilhanenin kapısıdır. Burada vefat eden cariyelerin cenaze işlemleri yapılırdı. Gasilhanede teneşir üzerinde yıkanan ve kefenlenen cenaze tabuta yerleştirilerek gasilhane girişine göre sol tarafta bulunan Meyyit kapısından dışarıdaki zülüflü baltacılara teslim edilirdi. Asırlardır açılmadığı tahmin edilen kapı ayrıca Arkeoloji Müzesi’nin bahçesine doğru açılıyor.

January 27, 2019 by
Panorama 1453 Hakkında Bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığı, fethin destanının yazıldığı, II. Mehmed’in Fatih olarak anılmaya başlayıp; Bizans’ın, İstanbul’un ve gönüllerin fetih olunduğu, Söğüt’te ufku kaplayan dağın gölgesinde yeşeren ve 1453’te şehir surlarında gedik açıp, dal budak salarak ulu bir çınara dönüşen Osmanlı soyunun ikbalinin adresi: Topkapı Kültür Parkı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tarihte uzun bir yolculuğa çıkmak ve İstanbul’un bizimle yaşayan tarihini hatırlatmak için Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın kurulmasına vesile olduğu Topkapı Kültür Parkı’nda, fethin rüyasının görüldüğü bu alanda, Başkan Sn. Kadir Topbaş’ın girişimiyle 29 Mayıs 1453 sabahı ölümsüzleştirildi. 31 Ocak 2009 tarihinde Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açılışı gerçekleşen Panorama 1453 Tarih Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından şehrimize kazandırılmıştır. Kuşatmanın geçtiği Topkapı-Edirnekapı surlarının karşısında bulunmasıyla da İstanbul’un tarihe açılan kapısı olan Panorama 1453 Tarih Müzesi, Kültür A.Ş. tarafından işletilmektedir. Açılışının ardından halkın yoğun ilgisine mazhar olan bu kültürel mekân yakın zamanda, başta Cumhurbaşkanımız Sn. Abdullah Gül olmak üzere devletin zirvesine de ev sahipliği yapmıştır. İBB Kültür A.Ş. olarak, bugünümüzü olduğu kadar geleceğimizi de aydınlatacak ruhun bulunduğu bu meydandaki Panorama 1453 Tarih Müzesi’yle bu tarihi anı dondurup bugünden geleceğe armağan ediyoruz. Fetih heyecanınızın her daim taze kalması, yarının fatihlerine ilham vermesi ümidiyle…

January 27, 2019 by
17.000 NÜFUSLU İSTANBUL AKVARYUM AİLESİ SİZLERİ HEYECANLA BEKLİYOR İstanbul Akvaryum; Dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin içinde bulunduğu, kendi türündeki akvaryumlarla kıyaslandığında; gezi güzergahı, temalandırma, interaktiflik, yağmur ormanı ve yeni nesil teknolojisiyle dünyanın en yenisi... Coğrafi bir rotayı takip ederek Karadeniz’den Pasifik’e uzanan toplam 17tema ve 1 adet yağmur ormanından oluşan güzergahta yolculuk yapmaya hazır mısınız? Alanların temalandırılmasında o alanın kültürel, coğrafi, tarihsel ve mimari özellikleri, buna uygun dekoratif unsurlar, interaktif oyunlar, filmler ve alan hakkında detaylı bilgilerin verildiği görsel grafikler yer alıyor. Alanların, ses ve ışıklandırma sistemleri de bu temalandırmaya uygun olarak düzenlendi. İstanbul Akvaryum canlıları ile ilgili bunları biliyor muydunuz? İstanbul Akvaryum’daki kırmızı karınlı piranalar sürüler halinde dolaşır ve avlanırlar, sudaki bir damla kan kokusunu 2 kilometre uzaktan algılayabilirler. Ana tank içerisinde yaşamını sürdüren Limon Köpekbalığı akvaryumun en büyük canlısı... Ortalama ömrü 25 yıl olan limon köpekbalıkları bu süre boyunca ne dinlenir ne de uyurlar. Çünkü bu canlılar yüzdükçe solungaçları sudaki oksijeni vücutlarına geçirebilir, durdukları zaman solungaçları bu işlevi yerine getiremez ve oksijensiz kalıp hayatlarını kaybederler. İstanbul Akvaryum’da Karadeniz alanında görebileceğiniz Rus mersinleri dinozorlardan beri günümüze gelen nadir balık türlerindendir, siyah havyarı ile ünlüdür. Rus mersinlerinin iskeletleri kemik ve kıkırdaktan oluşur, kemiksi pulları vardır. İstanbul Akvaryum’da zehirli deniz canlıları olan anemonların içinde yaşayabilen nadir balıklardan biri olan palyaço balıklarını da görebilirsiniz. Herhangi bir balık dokunduğunda salgıladığı toksik madde ile zehirleyip içine çeken anemonların salgıladığı zehir dünyada bir tek palyaço balıklarının derisinden geçemez. İstanbul Akvaryum’da görebileceğiniz orfozlar genellikle cinsiyet değiştirirler, hayatlarının belirli dönemlerinde erkek ya da dişi olabilirler. İstanbul Akvaryum’da doğal ortamlarında görebileceğiniz Gentoo Penguenleri, yedi dakika boyunca su altında kalabilirler. Dünyanın en tehlikeli canlıları arasında olan 2,5 metrelik tehlikeli anakonda, korku filmlerinden tanıdığımız meşhur köpekbalıkları, vatozlar, piranalar ve daha birçok değişik deniz ve kara canlısını bir arada görebileceğin tek yer olan İstanbul Akvaryum’u gezme fırsatını kesinlikle kaçırmayın! Sizi, varlığından bile haberdar olamadığınız on binlerce çeşit kara ve deniz canlı türleriyle tanıştıracak bu tematik akvaryumu gözlerinize inanamayarak gezecek, keşfe dalacaksınız. İstanbul Akvaryum’da Sizi Neler Bekliyor? İstanbul'da bir Amazon Yağmur Ormanı... Akvaryumu çok özel kılan bu bölüm sizi adeta amazon yağmur ormanındaki hislere büründürüyor. Sıcaklığı, nem oranı, etrafta gördüğünüz birbirinden farklı canlı çeşidi, rengarenk, küçücük ama bir o kadarda zehirli kurbağalar, dünyanın en küçük timsah türü olma özelliğine sahip cüce kaymanlar Amazon’un atmosferini birebir yaşatacak cinsten. Amazon'daki tüm bitkiler Kosta Rika'dan geldiği için ordaki doğayı hiç unutamayacaksınız! Köpekbalıklarıyla Dalış 4 bin metreküp su kapasiteli ve içerisinde 5 bin canlının yaşadığı ana tank içerisinde köpekbalıkları ve vatozlar ile birlikte dalış yapmanın mümkün olduğu İstanbul Akvaryum’da, 30 dakikalık dalış aktivitesi sonrası dalış yapanlara İstanbul Akvaryum dalış sertifikası veriliyor. Adres: Şenlikköy Mahallesi Yeşilköy Halkalı Cad. No:93 Florya-İstanbul